İnsanın dünyaya gönderiliş sebebi, sıdk ve sadakâtini göstermesi içindir.
(Resûlüm!) Hani Rabbin, Âdemoğulları’ndan, onların (gelmiş gelecek) zürriyetlerini,
sırtlarından (sulplerinden zerreler halinde) al(ıp çıkar)mış ve onları, kendilerine şâhit
tutarak: “Ben sizin, Rabbiniz değil miyim?” (demişti.) Onlar da: “Evet (Rabbimizsin), şâhit
olduk.” demişlerdi. (Bu da dünyada kâfirliğe sapıp da) kıyâmet gününde: “Biz bundan
habersizdik.” dememeniz içindir. (A’raf -172)
“Doğruluk (sıdk) insanı iyiliğe (birre), iyilik ise cennete götürür. İnsan doğru söyleye söyleye
Allah’ın indinde “sıddîk” yazılır. Yalancılık insanı fücura, fücur da cehenneme düşürür. İnsan
yalan söyleye söyleye Allah indinde yalancı yazılır.” (Buhari, Edeb 69; Müslim, Birr 102, 103)
Sıdk sözcüğünün (s-d-k) kökü, insanlığın rehberi olan Kur’an-ı Kerim’de 156 defa
zikredilmektedir. Kelimenin Arap dilindeki asıl anlamı; güç, sert, katılık ve şiddettir. Doğru
sözlülüğe sıdk denmesinin sebebi, yalanın zafiyeti karşısında doğruluğun güçlü olmasıdır.
Sıdk sözcüğü din ıstılahında, kişinin inancında, amelinde, niyetinde, söz, fiil
ve davranışlarında samimi ve dürüst olması, hile ve hud’ası bulunmaması olarak
nitelendirilmektedir. Çoğu dilde his ve duygularında sağlamlık, ihanet etmeme ve
her halükarda güvenilirlik anlamında kullanılmaktadır. Buna en güzel örnek, Cenab-
ı Hakk’ın emirlerini bizlere ulaştıran, her anımız için rol modelimiz, üsve-i hasenemiz,
numune-i imtisalimiz, rehberimiz, varlık sebebimiz, Peygamberimiz Hazret Muhammed
Mustafa(s.a.s) Efendimizdir. Efendimiz(s.a.s), mahza sadakat abidesi; Onun aynasında
(miratü muhammedde’de) sadakatten başka hiçbir şey görünmez. O, sadakâtin tecessüm
etmiş, ete kemiğe bürünmüş şeklidir. O, aşık-ı sâdıkların menbaı, pınarıdır..
Aslında sadakât tüm ahlakın temelidir. İnsan sadakât sayesinde insandır. Doğru
tanımlanmış sadakât tüm ahlâk yasasını kuşatır. Hâlbuki günümüzde bir anlam kaymasıyla bu
kavram ekonomik bir hale getirilmiş, müşteri sadakâti, marka sadakatine dönüştürülmüştür.
Oysa sadakât, insanın iradesini ortaya koyarak bir ülküye, bir değere, düşüncesiyle,
eylemiyle tam ve esaslı olarak, yaşama biçimiyle kendisini adamasıdır. Bizler için bu ülkü,
bu değer, başlığımızda vurguladığımız gibi, bizi yaratana sıdk ve sadakâtimizi göstermek
olmalıdır…